Tekstil ve hazır gi­yim sektörünün stratejik ortağı Suriye olmalı!

Küreselleşme ile başlayan süreç­te ilk önce gelişmiş ülkelerin fason üretim üssü haline geldik. Bu çok doğru bir stratejiydi. Kişi başı mil­li gelirimiz düşüktü ve ucuz işgü­cü üzerinden rekabet edebiliyor­duk. Anadolu Kaplanları da ilk ön­ce İstanbul üzerinden daha sonra da kendi kabiliyetleri ile dünyada­ki üretim zincirine dahil olabildi­ler. Hem sermaye hem de tecrübe biriktirdiler. Şu anda tekstil ve ha­zır giyim sektörü başta olmak üzere emek yoğun ya da düşük/orta tek­nolojili sektörlerde çektiğimiz san­cının temel sebebi bizi zengin eden, bize üretimi ve ihracatı öğreten bu sürecin sonuna gelmiş olmamızdır.

Hangi hatalar yapıldı? Ne yapmalı?

Sektörün yapısal çözüm önerile­rine değinmeden önce bir kez da­ha izlenen dezenflasyon programı­nın maliyetinden bahsetmek ge­rekiyor. Herhangi bir mali disiplin sağlamadan, enflasyonu doğuran yapısal sorunları çözmeden, sade­ce talebi ve kuru baskıladığınız za­man enflasyonu düşürmenin mali­yetini sabit gelirli vatandaşa ve re­el sektöre yüklemiş olursunuz.

Bir kez daha hatırlatalım: Türkiye’nin üretim deseni emek yoğun ve orta teknolojili sektörlerde yoğunlaşmış durumda. İhracatımız da bu sektör­lerden geliyor. Dış talebin de olum­suz seyrettiği bu dönemde kuru bas­kılamak, mevcut üretim yapımız ve finansmana erişim sorun­ları dikkate alındığında doğru bir strateji değildir. Sorunlara finansçı gözüy­le değil iktisatçı gözüyle ve bütüncül bir bakış açısıy­la eğilmeliyiz. O yüzden ilk yapılması gereken, mevcut programın revize edilmesi olmalıdır.

''Bizim sanayicinin aklı gözündedir; gözünün gördüğünü yapar…''

Bu cümleyi başta Gaziantep ol­mak üzere birçok Anadolu kentin­deki sanayiciden duyarsınız. Ana­dolu’da birçok sanayici aynı sek­törde üretim yaptığı rakibinin ne yaptığına bakarak yatırım kararla­rını verir.

Yine Gaziantep’ten örnek verelim: Pandemide dokunmamış (non-woven) kumaş ya da halı sek­törlerinde şirketler birbirlerinin elde ettikleri kara bakarak bu iki sektörde gereğinden fazla yatırım yaptılar ve bir atıl kapasite oluştu. Tarımda yıldan yıla önemli üretim ve fiyat dalgalanmalarının görülme­sinin nedeni de budur. Özetle, dev­let aklının devre dışı kalıp sektör­lerin yatırımları yönlendirmemesi sonucu zaten özkaynak sıkıntısı çe­ken özel sektör önemli problemler­le karşı karşıya kalıyor.

Yatırım ve istihdamın özel sektör marifetiyle yaratılması gerektiğine inanan biri olarak ısrarla DPT örneğini verme­min bir sebebi bu. O yüzden sadece tekstil ve hazır giyimin değil bütün sektörlerin yatırım kararlarını ve dönüşümünü doğru yapmasını isti­yorsak planlama aklını yeniden ha­kim kılmalıyız. Örneğin tekstil ve hazır giyim sektöründe moderni­zasyon yatırımları dışında bir ya­tırımı desteklememeliyiz. Bu plan­lama aklına ayrıca teknoloji danış­manlığını da eklemeliyiz.

Özellikle emek yoğun ve düşük/orta tekno­lojili sektörlerde firma sahipleri ya da yöneticiler kısıtlı kaynaklarıyla doğru teknoloji yatırımını yapama­yabiliyorlar. Üretim bandındaki bir problemi çözme konusunda tekno­loji danışmanlığına ihtiyaç duyabi­liyorlar. Bu yüzden de devlet aklının yine devreye girip teknoloji danış­manlığı konusunda da şirketlere yol göstermesi gerekiyor.

Stratejik ortak olarak Suriye

İlk önce Kuzey Irak’ın yeniden yapılanması sürecinde yapılan ha­talardan ders çıkarmalıyız. Sonra da tekstil ve hazır giyim yatırımla­rını Suriye’nin kuzeyine taşımak için kapsamlı bir eylem planı ha­zırlamalıyız. Yatırımlarını Mısır gibi ülkelere taşıyan sanayiciler­le görüştüğünüzde lojistik ve güm­rük süreçlerinden şikayet ettikleri­ni duyuyorsunuz.

Şimdi, hemen di­bimizde, lojistik, gümrük ve diğer altyapı problemlerini çözüp düşük teknolojili ve emek yoğun sektör­lerimizi taşıyabileceğimiz bir fır­sat doğdu. Üstelik buraya taşına­cak yatırımlarda istihdam edilecek olan işgücünü de ülkemizdeki Su­riyelilerden sağlarsak bir başka ve önemli bir problemi de hafifletmiş oluruz. Unutmayalım: Suriye’de­ki iç savaşta hayatını kaybedenler­den dolayı ülkenin insan kaynağına ihtiyacı var.

Dolayısıyla, emek yo­ğun sektörler için gerekli olan işgü­cü için ülkemizde geçici koruma al­tında yaşayan Suriyeliler önemli bir fırsat. Üstelik, doğru bir diploma­siyle, Suriye’ye yapılacak olan ya­tırımların, tıpkı Mısır ve Ürdün’de olduğu gibi, Nitelikli Sanayi Bölge­leri kapsamında yapılmasını sağ­larsak, çok önemli bir ihracat avan­tajını da elde etmiş oluruz. Burada önemli olan, Suriye’yi siyasetin de­ğil sanayinin bir oyun alanı olarak görmekten geçiyor. Özetlemeye ça­lıştığım bu dönüşüm hikayesi, Tür­kiye’de tekstil ve hazır giyim sek­törünün markalaşması ve yarattığı katma değerin artması için gerekli adımların atılmaması halinde eksik kalacaktır.

Bunun için de nitelikli istihdamı sağlayacak mesleki eği­tim kurumlarına ihtiyaç var. Geçen ayki yazımda bahsettiğim teknoloji kampüsleri projesi tam da bu amaca hizmet eden bir yapıya sahip. Bu­nun dışında tekstil sektörünün sa­vunma sanayi ile beraber geliştire­ceği işbirliklerine ağırlık vermek, sektörün gerekli Ar-Ge altyapısını güçlendirmek ve teknik tekstil gibi alanlarda küresel ölçekte söz sahi­bi olmak için önemli bir adım ola­caktır.

Sonuç olarak, bir sektörden vaz­geçmek kolay. Yüksek faizle ve ku­ru baskılayarak kişi başı milli geli­ri gelişmiş ülkeler seviyesine, kısa süreliğine de olsa, çıkarmak cazip. Zor olan ise ekonominin ve özellik­le reel sektörün sorunlarına sırt çe­virmeden uzun dönemli politika­lar geliştirmek. Ben bu politikala­rın bazılarını yukarıda özetlemeye çalıştım. Şimdi bazı ihracatçı arka­daşlarım “Hocam, bu yapısal sorun­lara gelene kadar, benim vize soru­num var, DİR’in suistimal edilmesi var, menşei saptırma problemi var, enerji kesintisi var” derse de sonu­na kadar hak veririm.

Zaman hesabımızı iyi yaparak, paramızı ve işimizi değerlendirme vaktidir!

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.